Festival Zamanı! Filmekimin'de Kaçırılmaması Gereken 10 Film

Oscar adayı filmlerin izleyiciyle buluştuğu Filmekimi'de kaçırmamanız gereken 10 filmi sizler için seçtik.


Festival Zamanı! Filmekimin'de Kaçırılmaması Gereken 10 Film

Sinemaseverlerin de bildiği üzere Eylül ayı demek, Oscar ayı demektir. Çünkü Oscar yarışının iddialı filmleri Venedik ve Toronto Film Festivalleri’nde izleyici karşısına çıkar, ardından da festivaller arayıcılığıyla şanslı olanların kapısına kadar gelir. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) düzenlediği Filmekimi, Toronto ve Venedik’te gösterilmiş olan ve adı Oscar ile anılan filmlerin yer aldığı geniş bir seçkiyle aday adayı filmleri her yıl olduğu gibi bu yıl da iddialı filmlerle izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor. 29 Eylül – 8 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek olan küçük çaplı festivalin kaçırılmaması gerekenlerine gelin bakalım:

 

Anne! (mother!)

Dünya prömiyerini Eylül ayında, Altın Aslan için yarıştığı Venedik Film Festivali’nde yapan mother! filmi, ilk gösterimiyle birlikte sinema camiasını ikiye böldü. Bir taraf filmi yerden yere vururken diğer tarafta ise alkışlar ve tebrikler eşliğinde en yukarılara çıkardı. Yönetmenliğini Darren Aronofsky’nin üstlendiği, başroldeki Jennifer Lawrence’a ise Javier Bardem, Ed Harris, Michelle Pfeiffer ve Domhnall Gleeson gibi birbirinden ünlü ismin eşlik ettiği film, mutlu bir evliliğin hemen yan eve taşınan bir aileyle nasıl bozulabileceğini konu alıyor. Siyah Kuğu / Black Swan filminin yönetmeninden şaşırtıcı bir yapım.

 

Çavdar Tarlasındaki Asi (Rebel In The Rye)

Edebiyat dünyasının önemli isimlerinden J.D. Salinger’ın hayatını konu alan Rebel In The Rye filmi, ünlü yazarın okurlarından, hayranları ve öğrencilerinden nasıl kaçtığını, neden kendini dış dünyadan soyutlama gereği hissettiğini anlatıyor. İzleyiciyle ilk olarak Sundance Film Festivali’nde buluşan film, ünlü yazarın Çavdar Tarlasındaki Çocuklar adlı başyapıtı etrafında dönerken, diğer yandan da onun II. Dünya Savaşı cephesinde yaşadıklarını ve gençlik yıllarını anlatıyor. Yönetmenliğini Danny Strong’un üstlendiği filmde Nicholas Hoult, Kevin Spacey, Brian D’arcy James ve Zoey Deutch yer alıyor.

 

Ezeli Rekabet (Battle of the Sexes)

Sinemanın en güzel kadınlarından Emma Stone ile sinema ve televizyon dünyasının en sevilen komedyenlerinden Steve Carell’ı bir araya getiren Battle of the Sexes, tenis severlerin hafızalarında yer alan Bobby Riggs – Bllie Jean King maçını konu alıyor. Kibirli bir cinsiyetçi olan eski şampiyon Riggs’in, dünya kadınlar seribaşı King’e meydan okumasıyla başlayan maç, 1973 yılının en önemli olayları arasında yer aldığı gibi, dönemin değişmekte olan toplumsal yapısını da temsil ediyor olmasından dolayı bugün de kadın – erkek savaşının önemli mihenk taşlarından biri olarak anılıyor.

 

Kutsal Geyiğin Ölümü (The Killing of a Sacred Deer)

İlk İngilizce filmi The Lobster filmi ile milyonların gönlünde taht kurmayı başaran, sinema dünyasına kısa sürede kültleşen bir şaheser bırakan Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos imzalı The Killing Of A Sacred Deer, başarılı bir cerrah ile babasından kalan boşluğu bu cerrahla doldurmaya çalışan bir ergenin hikayesini anlatıyor. Başrollerini Colin Farrel ve Nicole Kidman’ın paylaştığı film yine aileye, suçluluk duygusuna ve toplumsal sınıfa dair meseleler üzerinde duruyor. Kara mizahın ve drama ile mükemmel bir uyum içinde olduğu hikaye izleyicide soğuk bir duş etkisi bırakıyor.

 

Muhteşem Kadın (Una Mujer Fantastica)

Berlin Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşan Una Mujer Fantastica, Gloria filminin yönetmeni Sebastian Lelio’nun imzasını taşıyan ve beklentilerin üzerine çıkarak şaheser niteliğini kazanan bir yapım olarak öne çıkıyor. Daniel Vega’nın etkileyici performansıyla izleyiciyi büyülediği film, trans bir kadın olan Marina’nın, kendinden yaşça büyük sevgilisini kaybetmesinin ardından maruz kaldığı nefreti, kini ve kıskançlığı konu alıyor. Her geçen gün ayakta durması daha da güçleşen bu dünyada trans bir birey olarak dimdik durmaya çabalayan bu kadının etkileyici ve umut verici hikayesini anlatan film festivalin sürprizleri arasında yer alıyor.

 

Mutlu Son (Happy End)

Daha ziyade karanlık atmosferdeki filmleriyle tanıdığımız ünlü yönetmen Michael Haneke, Amour filminin ardından yine heyecanla beklenen bir filmle, Happy End ile yeniden izleyici karşısına çıkıyor. Avusturya’nın Oscar adayı olan film, işlevsiz bir aileyi, burguva gerilimini, intikam, suçluluğun yanı sıra bastırılmış olan diğer duyguların da etkin olduğu bir hayat tarzını ele alıyor. Dünden bugüne yaşanan değişimi görmezden gelmeye çabalayan muhafazakar burjuvaları işleyen hikaye, renkli dünyasının içindeki karanlık tonları ve buna uygun mizah anlayışıyla yine izleyiciyi büyüleyecek gibi görünüyor.

 

Paramparça (Aus dem Nichts)

Sibel Kekili’yi Sibel Kekili yapan Gegen Die Wand / Duvara Karşı filminin ünlü yönetmeni Fatih Akın, Tschick filminin ardından hayranlarının kafasında bir soru işareti bırakmış da, Auf dem Nichts filmiyle kalitesini yeniden konuşturacağa benziyor. Başrolde sinema dünyasının en sevilen kadın oyuncularından Diane Kruger’in yer aldığı filmin Almanya’nın Oscar adayı olduğunu da ayrıca belirtmek gerekli. Türkiyeli bir Kürt olan kocası ve çocuğunu, yaşadıkları Hamburg şehrinde gerçekleştirilen terörist saldırıda kaybeden, ardından da mahkemenin adaletsizliği karşısında kendi adaletini sağlamak adına yollara düşen Katja’nın hikayesini anlatıyor.

 

Son Cinayet (Sandome No Satsujin)

Japon aksiyon / gerilim filmi olmaksızın Filmekimi olur mu, elbette olmaz! Yönetmenliğini Hirokazu Kore-Eda’nın üstlendiği Sandome No Satsujin, yani The Third Murder filmi başrolde şarkıcı / oyuncu Fukuyama Masaharu’nun yer aldığı bir polisiye. Shigermori adlı bir avukatın, 30 yıl önce işlenen bir cinayet vakasının zanlısını savunmasını konu alan film, idam cezası istemi ile yargılanan müvekkilini darağacından kurtarmak için 30 yıl önceye gitmesini anlatıyor. Gerilim dolu film, izleyiciye keyifli ve diken üstünde bir polisiye sunuyor.

 

The Beguiled

The Godfather serisinin usta yönetmeni, beş Oscarlı Fracis Ford Coppola’nın farklı türdeki filmleriyle dikkat çeken, yine onun kadar yetenekli olan kızı Sofia Coppola’nın yeni filmi The Beguiled bizleri Amerikan İç Savaşı’na götürüyor. 1971 yılında Clint Eastwood’lu olarak vizyona giren “erkeksi” filmi kendi bakış açısından anlattığı filmde Colin Farrell, Nicole Kidman, Kirsten Dunst ve Elle Fanning gibi isimler yer alıyor. Dönem filmleri çekme konusundaki başarısını birçok kez gösteren Copolla, yine iddialı bir şekilde geliyor.

 

The Shape Of Water

Guillermo Del Toro’nun merakla beklenen filmi The Shape of Water, II. Dünya Savaşı gölgesinde geçen fantastik bir aşk hikayesi. Kalıpları yıkmaya odaklanan, kendini her şeyden, herkesten üstün gören insana eleştiri oklarını saplayan usta yönetmen, başta Venedik Film Festivali ve Toronto Film Festivali olmak üzere gittiği her yerden büyük beğeni almayı başardı. Görselliğiyle ve fantastik dünyasıyla izleyiciyi büyülemeyi amaçlayan hikaye, gelmiş geçmiş en etkiliyi aşk hikayelerinden biri olmaya da aday.


Bu içeriğe tepkiniz?

Kalplere Boğuldum Kalplere Boğuldum
1
Kalplere Boğuldum
Gül Gül Öldüm Gül Gül Öldüm
0
Gül Gül Öldüm
Biraz Düşünceli Biraz Düşünceli
0
Biraz Düşünceli
Şok Oldum Şok Oldum
0
Şok Oldum
Sinirliyim Sinirliyim
0
Sinirliyim
Katılmadım Katılmadım
0
Katılmadım

Yorumlar

Yorum yazabilmek için giriş yapınız.